CEVRİ KALFA

6 gün ago bicaybisimit 0

Merhaba değerli Biçay Bisimit takipçileri. Unutulan kahramanlar köşemizde bugün Sultan 2.Mahmut’u ölümden kurtaran ve böylelikle Osmanlı Tahtını büyük bir badireden döndüren cesur saray kadını Cevri Kalfa’yı anlatmaya çalışacağız.

Cevri kalfa hakkında çok fazla bir bilgiye sahip değiliz. Doğum tarihi bilinmemekte,  ölüm tarihi de net olarak bilinmemekle beraber Sultan 2. Mahmut’un Sultanahmet’te yaptırmış olduğu Sıbyan mektebinin önündeki çeşmede yazan bilgilerden hareketle Cevri Kalfanın 1819’dan birkaç yıl önce öldüğü tahmin ediliyor. Bu bilgilerden sonra buyrun 19. asrın başına doğru bir uzanalım.

O tarihlerde tahtta 3.Selim bulunmaktaidi. Ülkenin sorunlarını bilen, bunlar için uğraşan 3.Selim büyük bir reform hareketi içerisine girmişti. Sultan III. Selim tarafından devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması şeklinde tertiplenen Nizam-ı Cedid hareketi ve destekleyici ıslahatlar, 1805 sonrası çeşitli isyanlarla sarsılmıştı. Yeni düzenin getirdiği değişiklik, Kanun-ı Kadim (Eski Düzen) fikrine alışık olan güruhlarca tepki yağmuruna tutulmuştu. Ardından da Sultan III. Selim, 29 Mayıs 1807 yılında tahttan indirilerek harem dairesine kapatılmıştı. Zorbalar tarafından tahta oturtulan IV. Mustafa ise etkin olmayan bir padişah olarak III. Selim’in yerini aldı.

Taht değişikliğinden tam bir sene sonra, reform yanlısı Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’nın sarayda kapalı tutulan Sultan Selim’i tekrar tahta oturtmak ve ıslahatlara devam ettirmek amacıyla İstanbul’a gelmesi üzerine yeniçeriler tekrar harekete geçti. IV. Mustafa ise saltanatını kurtarmak istiyordu. Bu amaçla, amcaoğlu III. Selim’in ve kardeşi Şehzade Mahmut’un idamını emretti. Saray dışında Rumeli askerleri kapıları zorlarken, saray içinde idamı emredilen eski padişahın ve şehzadenin dairelerinde kanlı bir kovalamaca sürüyordu.

III. Selim, cellâtlarıyla boğuşarak katledildi ve cesedi asiler tarafından Arz Odası’nın önüne konuldu. Ardından Şehzade Mahmud’un peşine düşmüşlerdi. Onu da katledeceklerdi. İsyancılar hızlı bir şekilde Harem’e girerek Lala Tayyar Ağa’yı kenara ittiler. Yalın kılıç haremin Kuşhane Kapısı’na üşüştüler.  Fakat az sonra kendisini toparlayan Lala, yanına iki yardımcı daha bulup katillerin peşine düştü. Fakat Enderunlu oldukları için hareme giremez, her şeyi göze almış olan katillerin gösterdikleri pervasızlığı gösteremezlerdi. Harem muhafızı zenci hadımlar- dan Amber, Kasım ve Hafız İsa ağaları bularak yardım istediler. Zencilerin üçü de iri yarı, dev yapılı, güçlü kuvvetli adamlardı. Vakit geçirmeden kılıçlarını çekip Sultan Selim ile Şehzade Mahmud’u kurtarmaya koştular. Fakat Sultan Selim için artık çok geçti!

 

Asilerin hedefi Şehzade Mahmud’u da ortadan kaldırmaktı. Bu defa şehzadenin dairesine yöneldiler, lâkin Şehzade ortada yoktu. 23 yaşındaki genç şehzade, Cevrî Kalfa tarafından Altın Yol’dan geçirilerek, üst katta bulunan kalfanın kendi dairesine kaçırılmıştı. Zenci ağalar, üst kata çıkılan taş merdivenin başına ulaştıklarında katiller güruhu da yetişmişti. Sultan Selim’in kanıyla bir kat daha vahşileşen caniler, hadımların engellemeye çalışması üzerine, öfkeyle zenci ağaların üzerlerine atılırken; onlar basamakları ikişer ikişer atlayarak yukarıya çıktılar. Kasım Ağa merdivenin üst başındaki sahanlıkta, kendine uygun bir yer seçerken, Amber ile Hafız İsalar da daire kapısını tuttu. Fakat dokuza karşı üç kılıç ne kadar dayanabilirdi? Kasım Ağa, canileri ancak beş dakika oyalaya- bildi; sonunda bostancılardan birinin fırlattığı mızrakla yaralanıp devrildi. Merdivenin başı savunmasız kalmıştı.

 

İşte her şeyin bittiği sanıldığı anda, bu defa da sahneye Cevrî Kalfa çıktı. Uzun boyu ve dev cüssesiyle çok kuvvetli biri olan bu Çerkez kadını entarisinin eteklerini belindeki kuşağa soktu ve yalınayak, âdetâ bir dişi kaplan gibi yerinden fırladı. Eline içi kül dolu büyük bir çömlek geçirmişti. İsa ve Amber ağalara sesinin bütün gücüyle bağırdı:

“Haydi durmayın! Şehzadeyi kaçırın!”

Tepedeki baca penceresini işaret ederek, “damdan!” diye ilave etti.

Bu sözünün ardından iki adımda merdivenin başına yetişti. Ellerinin yanmasına aldırmaksızın, çömleğindeki kızgın külleri, basamakları çıkmaya çalışan, gözleri kararmış katillerin yüzlerine avuç avuç savurmaya başladı. Gözlerine sıcak kül dolan ve neye uğradığını şaşıran canilerin duraklama- sıyla, birkaç dakika kazanılmıştı. Zenci ağalar, Şehzade Mahmud’a omuz vererek, onu ‘baca’ adı verilen, tepe penceresinden çıkarmaya çalışıyordu. Bu arada Cevri Kalfa’nın hem gücü, hem de külü tükenmişti; adım adım geri çekilmeye çalışırken, karnına yediği tekmeyle yuvarlanarak bayıldı.

Sahanlığa ulaşan cellâtlardan Ebe Selim, usta bir bıçak atıcısıydı. Elindeki hançeri, dama çıkmak üzere bulunan Şehzade’ye hızla fırlattı. Bıçak, Mahmud’un koluna saplanmış, fakat şehzade buna rağmen dama çıkmayı başarmıştı. Saray içindeki bağrışmalar giderek çoğalıyor- du; zira Alemdar Mustafa Paşa Bâbüssaâde’yi kırarak saraya girmişti. Arz Odası’nın önünde Sultan Selim’in cesediyle karşılaşınca, naşın üzerine kapanarak:

“Vah efendim, tahta çıkarmak için bunca yerden koşup gelmiş iken, gözlerim seni bu halde mi görecekti?” diyerek gözyaşı döktü. Ardından askerlerine:

“Koşun, Sultan Mahmud Efendimize bakın, ona zarar gelmesin; damlara çıkın, kapıları kırın!” diye emretti. Sultan Selim’in katilleri, gürültülerin çoğalması üzerine can kaygısına düşüp sarayın dört bir yanına dağıldılar. O karışıklık içinde hem Şehzade Mahmud, hem de Cevrî Kalfa kurtulmuştu.

 

Sultan, padişah olduktan sonra, kendisine canı pahasına yardım eden bu cesur kadına saygıda kusur etmedi. Gösterdiği kahramanlığı şanına lâyık mükâfatlar ihsan ederek karşılıksız bırakmadı. Kalfa’ya, Harem-i Hümayun hazinedarlığı verildi. Sultan II. Mahmud, kendisine sadece makam vermekle kalmadı; Büyük Çamlıca’da güzel bir de köşk yaptırdı, çevresindeki geniş araziyi de bağışladı. Ayrıca aynı araziden çıkan kaynak suyunu ‘Cevrî Kalfa Suyu’ adıyla Üsküdar’a getirtti; İcadiye’de bir çeşme yaptırarak oradan akıttı. Sultan Mahmud, büyük kadirbilirlik göstere- rek, Hazinedar Kalfa’nın 1818 ya da1819’da vefatı üzerine, ruhu için Sultanahmet’te, Divanyolu cadde sinin başında bir sıbyan mektebiyle bir de güzel çeşme yaptırdı.